ABD ve diğer batılı güçlerin Afganistan'dan alelacele geri çekilişi, kapitalizmin giderek artan bir barbarlık dışında hiçbir şey sunamadığının keskin bir tezahürü oldu. 2021 yazı, gezegenin halihazırda alev alev yandığını gösteren birbiriyle bağlantılı olayların ivmelenişine de tanıklık etti: ABD'nin batı kıyısından Sibirya'ya kadar sıcak hava dalgalarıyla beraber kontrol edilemeyen yangınların patlak vermesi, sel baskınları, Covid-19 pandemisinin tahribatı ve tepetaklak olmuş bir ekonomi.
Şu anda modern Türkiye devletinin işgal ettiği bölge, her zaman dünyanın kavşak noktası, tüm yolların, halkların ve etkilerin karşılaştığı bir alan olmuştur. Bu durum genellikle insanlığın gelişimi için çok olumlu olmuştur. Ancak bugün, Türkiye içinde ve çevresinde hiç de olumlu olmayan, daha ziyade kapitalizmin çıkmazını ve sadece Türkiye ve bölge nüfusu için değil, tüm insanlık için oluşturduğu tehdidi ifade eden birçok küresel etki ve çarpışma yaşanıyor.
Hamas veya diğer İslami cihatçılar, İsrail şehirlerindeki sivil hedeflere ilk kez roket ateşi yağdırıp ayrım gözetmeksizin öldürmüyor. İlk kurbanlar arasında Lod'da arabalarında havaya uçurulan İsrailli bir Arap baba ve kızı var. Bu, İsrail silahlı kuvvetlerinin, Hamas liderlerini ve silahlarını hedef alan, ama aynı zamanda Gazze'nin kalabalık binalarında ve sokaklarında Hamas roketlerinin "ulaştığı" sayıdan onlarca kat daha fazla sayıda sivil ölüme neden olan yıkıcı hava saldırıları ve topçu ateşi ile ilk karşılık verişi de değil.
8 Mart’ta tüm feminist gruplar, çeşitli sol gruplarda (özellikle Sosyalist Parti’de) temsil edilen radikal küçük burjuvazinin tam desteği ile Dünya Kadınlar Günü’nü bir kez daha andı. İşçi kadınların mücadelesiyle özdeşleştirilen bugün bir kez daha saptırılacak ve dev bir demokratik ve reformist karnavala dönüştürülecektir. Tıpkı İşçi Bayramı (1 Mayıs) gibi, 8 Mart da burjuvaziye kazandırıldı ve devlet kapitalizminin bir kurumu haline geldi.
2015 yılında, çok gündeme getirilen bir film olan Suffragette’in ve aynı zamanda Sylvia Pankhurst’ün yeni bir biyografisinin duyurusu yapıldı.¹ Burada yeniden bastığımız makale ilk olarak 1980’de World Revolution’da yayınlandı. O zamanlarda, Sylvia Pankhurst’ün hayatı ve politikası hakkında çok az şey yazılmıştı ve onun kendi yazılarına ulaşmak zordu. Makalenin de belirttiği gibi, Sylvia’yla ilgili olan kitaplar, 1914 ve savaş sonrasındaki ilk yıllar arasında büyük ve açıklanmayan bir boşluk bırakma eğilimindeydi; başka bir deyişle, Pankhurst’ü Rus devriminde Bolşevikleri coşkuyla...